Archive for the ‘3- Köy Öğretmeni’ Category

Yaşantımızdan Bir Parça

Aralık 10, 2008

Alpaslan birden bağırdı:
– Oy baba…
Hemen yataktan başımı kaldırdım, uykulu uykulu:
– O ne?
– Abi bak abi…
– Atilla ne yapıyorsun, niye vurdun?
– Ya baba şakadan bir kafa attım…
– Oğlum, böyle şaka olur mu? Sabah sabah! Zaten sabaha kadar Gürsel bizi uyutmadı.

Artık beni yatırmayacaklarını aklım kesti (Öğretmenlik yaptığım Kızılkoyunlu Köyü’nde, bütün yaşantımız bu kış bir odanın içinde geçtiğinden) hemen kalktım. Evvela yatakları toplamaya çalıştık. Sobayı yaktım. Sultan hanım, Gürsel’in beleğini çözdü; yaş bezlerini değiştirdi. Atilla, Türkan:
– Baba kapıyı aç, biz dışarı gideceğiz, dediler.
Hemen kapıyı açtım, onları dışarı çıkardım. Saate baktım ki 06.30 olmuş. Koştum radyoyu açtım. Nuran bağırdı:
– Baba karnım aç!
– Peki…
(more…)

Küfürle Başlayan Dillenme

Aralık 10, 2008

Çocukluğumda arasıra küfrederdim, çok sıkıntılı anlarda veya haksızlığa uğradığımda küfretmek, insanı biraz rahatlatır ama, dil bir kere küfretmeye alışmaya görsün; alışırsa bir kere dil küfürbaz olur ve küfürbazlar da halk tarafından sevilmezler. Bunun için aklım erer ermez daima kendimi, kötü bir ahlak olan küfürbazlıktan korumaya çalıştım.
(more…)

Ankara’dan Kızılkoyunlu’ya Göç

Aralık 10, 2008

Artık istifamı vermekten vazgeçip Kızılkoyunlu Köyü’nde de öğretmenlik görevimi sürdürmeye karar verdim. Köyün dolmuşu ile Haymana’ya, oradan da otobüsle Ankara’ya geldik. Zaman akşam olmuştu. Babam, çocuklar, evin balkonunda bizi bekliyordu. Çocuklar bizi görünce ağlamaya başladılar. Neyse içeri girip aldığımız yiyecekleri çocuklara verip zor bela avuttuk ve daha sonra olup bitenleri anlattım. Babam:
– Oğlum, ben size demedim mi gidin köyü görün, belki beğenirsinz. Demek iyi ki sizi göndermişim. Hakkınızda hayırlısı olsun.
(more…)

Kızılkoyunlu Köyü – Haymana

Aralık 10, 2008

Haymana’nın Kızılkoyunlu Köyü’ne yapılan tayin emrini almıştım. Daha birkaç gün raporum vardı. Gidip göreve başlamak için 15 gün de meyil müddeti hakkım vardı. Fakat biz ailece bir tereddüt içinde idik. Muhakkak ki, ben ne pahasına olursa olsun öğretmenlik yapmaktan başka birşey düşünmüyordum.

Ama ya hanım: “Gel istifanı ver, kurtulalım, başka bir işini yap, ticaretle uğraş, hiçbir iş yapma; tek öğretmenlikten istifa et.” diyordu. Çocuklar ufak oldukları için birşeye karışmıyorlardı.
(more…)

Macun’dan Ayrılış

Aralık 10, 2008

Kamyonumuz Beypazarı’ndan çıkıp Ankara yolunu tutunca, baktım hanım derin bir nefes aldı. “O ne hanım, ne ediyorsun?” dedim.
– Çok şükür Allah’a, çocuklarımı kurtardım. Ben sana söylemek istemedim. Hep gelip bana söylüyorlardı! Eğer bir iki gece daha kalsaydık, hepimizi kesmeye kararlı olanlar varmış..
– İnanma böyle şeylere, bunların hepsi laf olsun diye söylenir, dedim.
(more…)

Devir Teslim Tutanağı

Aralık 10, 2008

Okulun demirbaşlarının devir teslimi muhtara yaptım. Zaten devir-teslim belgelerini hazırlamıştım. Eşyaları sayıp Muhtar Mustafa Akay’a teslim ettim. Birlikte gidip tesellüm listelerini İlköğretim Müdürü Emin Çelik’e de onaylattık. Böylece bana oynanmak istenecek bir oyunun önünü alıyordum.
(more…)

Başçavuşun Anlattıkları

Aralık 10, 2008

– Bak öğretmenim, bütün ifadeleri aldım, üzerinde düşündüm. Siz hem öğretmen ve aynı zamanda hem de okul müdürüsünüz, yani idarecisiniz. İdare etmek biraz da feraset ister. Olayı, durumuna göre idare edeceksin. Ömrümk boyunca başıma çok işler geldi. Ve çok olaylara tanık oldum. Burada sana bir anımı aktarmak istiyorum, söz aramızda kalsın!
– Tabii Başçavuşum, olur.
– Evet, ne anlatıyordum? Bir sefer ben Suriye hududu boyunda görevdeyim. Gece, biz jandarmalarla devriye geziyoruz. Aniden bir grup kaçakçının çıktığını gördüm. Herifler atlı, silahlı ve kalabalık. Birden düşündüm ki, ateş etsek, askeri öldürtmekten başka bir işe yaramayacak, iyisi mi askerlere; susun, ne onlar bizi gördü, ne biz onları gördük, geçip gitsinler… Bazı şeyleri idare edeceksin. Başka çaresi yok. Evet siz (herşey olsun) istiyorsunuz. Ama herşey senin istediğin gibi olamaz, buna imkan yok, yani idareci olmak lazım. Biliyorum, bunlar suç işlemişler; fakat ne yapalım? Zaten biraz cezasını çektiler. Eğer akıllanırlarsa, bu da yeter. Şimdilik siz gidin, gerekirse ben sizi ararım. Sen merak etme sayın Hocam, gidebilirsin. (more…)

Düğünde Bayrak Kurşunlama

Aralık 10, 2008

Bir sabah ben ders verirken sınıfın kapısı çalındı. Gel, diye seslendim. Bir adam sınıfa girdi. Ne istediklerini sordum.
– Hocam, adım Mehmet Doğan’dır. Ben bu köydenim. Hayırlı bir işimiz var. Yarın gelini getireceğiz. Bayrak lazım, ben okulun bayrağını almaya geldim.
– Efendim düğününüz hayırlı olsun. Ancak ben okulun bayrağını veremem.
Tekrar tekrar söyleyerek ısrar etti. Fakat ben kesinlikle veremeyeceğimi söyleyince çekip gitti. Ben de dersime devam ettim.

Çok geçmedi, baktım yine kapı çalındı. Gel, diye seslendim. Baktım aynı adam, köyün muhtarını önüne katıp gelmiş. (more…)

Çörten Altı Cinleri

Aralık 10, 2008

Köyde pek çok hurafeye inanılıyordu. Yani doğuda veya Hakkari gibi bir yerde böyle saçma hurafelere inanan bir köyde öğretmenlik yapsaydım pek şaşmayacaktım. Ama, Anara’nın yakınında böylesine bir köyün şaşkınlık yaratmaması mümkün değildi.

Bir gün ben köyün ortasından geçiyordum. İmam efendinin annesi karşıma çıktı; beni çağırarak:
– Bak öğretmen oğlum, sen çörtenin yanından geçtin. Çörtenlerin altında cinler olur. Sen geçerken besmele çektin mi? Yoksa seni cin çarpar, dedi.
– Teyze cinler bana birşey yapmazlar. Ben onları çarpmazsam; onlar beri çarpmazlar diye cevap verdim.
Bana ters ters bakarak gitti. Ben bu durum üzerine köyde bir gözlem yaptım ki, hemen köyün hepsi bu ihtiyar teyzenin fikrindedirler.

Bazı Gelenekleri

Aralık 10, 2008

Bekçinin hanımı ve gelini bazan bize oturmaya gelirlerdi. Bir akşam yine ailece bize geldiler. Eşim de o gün hem çamaşır yıkamış, hem de ekmek yapmıştı. Bekçinin gelin:
– Sultan hanım sen her hafta çamaşır mı yıkıyon? Bu nasıl iş? Biz ayda bir defa, 40 günde bir defa çamaşır yıkarız.
– Hem çamaşır hem de yorganları yıkadım, ekmek de yaptım, iyice yoruldum.
– Yorgan mı, yorganları da mı yıkıyorsun? (more…)