Archive for the ‘1- Öğretmensiz Öğretmen’ Category

Dersler Bizi Ne Hale Getirdi

Aralık 10, 2008

1- Müzikçinin dersleri aman aman aman
Müzisyen etti bizleri bombili bili bili bom
2- Resimcinin dersleri aman aman aman
Ressam etti bizleri bombili bili bili bom
3- Fizikçinin dersleri aman aman aman
Formül etti bizleri bombili bili bili bom
4- Kimyacının dersleri aman aman aman
Kamyager etti bizleri bombili bili bili bom
5- Edebiyatçının dersleri aman aman aman
Yazar etti bizleri bombili bili bili bom
6- Fencinin dersleri aman aman aman
Bilgin etti bizleri bombili bili bili bom
7- Dincinin dersleri aman aman aman
Alim etti bizleri bombili bili bili bom
8- Bedencinin dersleri aman aman aman
Sporcu etti bizleri bombili bili bili bom
9- Matematikçinin dersleri aman aman aman
Gaus etti bizleri bombili bili bili bom
10- Teknikçinin dersleri aman aman aman
Teknisyen etti bizleri bombili bili bili bom
11- İngilizce’cinin dersleri aman aman aman
Turist etti bizleri bombili bili bili bom
12- Türkçe’cinin dersleri aman aman aman
Öğretmen etti bizleri bombili bili bili bom
09.09.1972
İbrahim Özdemir

Demek Rahat Bir Kafan Varmış

Aralık 10, 2008

Mağazamda mal düzeltirken; baktım birisi selam verip içeriye girdi. “İbrahim Özdemir siz misiniz?” dedi. Evet, dedim. Fakat siması bana yabancı görünmedi, siz ne arzu ettiniz, diye sordum. Kendisini takdim ettikten sonra konuşmaya şöyle devam etti:
– Evvel bizim köylü birkaç kişiye yani seyyar satıcıya mal vermiş ve kalkınmasına yardım etmiştin, ben de seyyar satış yapmak istiyorum, eğer bana da borca mal verirsen?
– Evet sözün doğrudur, daha evvel bazı kimselere borca mal veriyordum. Fakat ben şimdi bu mesleği bırakıp öğretmenlik yapacağım, dedim.

Köyü bize yakın olduğu için beni tanıyordu. Kendisini takdim ettikten sonra ben de kendini tanıdım. Bu çocuğun bütün hayatı çobanlıkla geçmiş, daha sonra seyyar satıcılığı öğrendiğin söyledi.

Hayretle bana sordu: “Siz ne zaman öğretmen oldunuz ve nasıl öğretmen oldunuz ve nasıl okudunuz?” Ben “Okul dışında öğretmenliği bitirdim. Haziran ayında mezun olmuştum, şimdi ise tayinim Ankara’ya çıktı. Biraz da cemiyete hizmet etmek istiyorum.” dedim. Hayatını çobanlıkla geçiren bu vatandaş; yumuşak ve bilgin bir sesle “Demek rahat bir kafan varmış” dedi. Bu söz beni çok düşündürdü. O ana kadar ben her vatandaşın benim gibi çalışıp kendisini yetiştireceğini zannederdim. Fakat bu söz üzerine, buna rahat bir kafaya sahip olmayı da eklemek ihtiyacını duydum.

03.11.1972
İbrahim Özdemir

Adama Güvenmek

Aralık 10, 2008

Bir sınav hakkım kaldığı halde beş dersim vardı. Güya fizik dersini garantiye almak istiyordum. Halbuki, ne kopya çekme ve ne de torpil yapmayı hiç sevmem. Fakat bu beş dersi birden veremem korkusuyla fizik öğretmeninin samimi bir arkadaşına durumu anlattım ve yardım istedim. O adam da “Olur, ben bu işi hallederim” dedi. Bir gün sonra gidip durumu sordum: “Evet ben durumu anlattım, biraz çalışsın dedi ve gereken yardımı yapacak.” Bu habere sevinerek “Çok teşekkür ederim” deyip ayrıldım. Kendi kendime, artık fizik sağlam, fizikten 4-5 sağlam yapsam beş ederler diye düşünüyordum. Bütün buna karşılık diğer dört dersi verip, fizikten de dört alarak kaldım.

Bu konu her aklıma geldiğinde, derim ki: Kendinden başka kimseye güvenmeyeceksin. Hani boşa dememişler: “El eliyle yalan tutulur.” O halde mümkün olduğu kadar, kendi işini kendin sağlama bağlayacaksın. Ancak böyle insan emin olabiliyor.
(more…)

Son Sınav Hakkı

Aralık 10, 2008

Diğer derslerde bu iki ders kadar zorlanmadım. Ancak edebiyat dersini ne kadar çalışsam iyi kavrayamıyordum. Bu dersten bir hafta ders almak zorunda kaldım. Ders veren bir edebiyatçı olduğunu söylediler bana. Gidip bu edebiyatçı öğretmenle görüştüm. Bir hafta günde bir saat bana ders vereceğine söz verdi.

Birinci gün gittim, öğretmen bana ders verdi ve ödem de verdi. Eve gelip ödevi yaptım. Eski edebiyat bilgilerimi tazeledim ve bir de Gözlem yazısı yazdım.
(more…)

Müzik Dersi

Aralık 10, 2008

Müzik dersi de en az beden eğitimi dersi kadar beni uğraştırdı. Müzik dersi öğretmeni de, dersin üzerinde çok titizlikle durarak bütün nazari bilgileri sorduktan sonra, her sınavda muhakkak her öğrenciye İstiklal Marşı’nın okutarak şöyle derdi: “Her öğretmen bir müzisyen kadar bilgi sahibi olmalı, bir çalgı çalmalı ve İstiklal Marşı’nı noksansız okumalıdır.”

Müzik dersine de üç defa girip başaramadım ve ancak dördüncü defa, çok iyi bir hazırlanma neticesinde başarmış oldum. Nazari bilgileri azmederek çalıştım. İstiklal Marşı’nı defalarca okuyarak, okuma hatalarımı düzeltmeye çalışıp sınava girdim ve ancak öyle başarabildim.

Beden Eğitimi Dersi

Aralık 10, 2008

Her sınava girşimde yedi sekiz ders verebiliyordum. Diğer derslerden oludğu gibi Müzik ve Beden Eğitimi dersleri üzerinde de çok duruyorlardı.

Birgün Beden Eğitimi öğretmenine dedim ki: “Ben okul dışından katılıyorum, yaşım da otuzu aşmış; aynı diğer öğrencilerden istediğiniz tüm hareketleri neden benden istiyorsunuz?
– İbrahim, sen eğitimci olacaksın, bir hareketi önce sen yapmadan öğrencilerine yaptıramazsın… Onun için tüm hareketleri diğer öğrenciler gibi yapmanı istiyorum.
(more…)

Öğretmen Okulu Öğrencisi

Aralık 10, 2008

Öğretmen okulu sınavlarına çalışırken, bu arada hise tapulu bir arsa alıp rupsatsız ev yaptırmıştım. Böylece sermayem azalınca yine seyyar ticaret yapmak mecburiyetinde kaldım.

Ama çoktan beri İstanbul tüccarıyla münasebetim olduğundan ve daima alışverişlerimde samimi olduğumdan; kredim her zaman vardı, bu olanak daima mevcuttu.

İyiniyet ve çalışma başarısına dayanarak yine kısa zamanda tuhafiye dükkanı açtım. Dükkanımda yaptığım planıma göre çalışarak sınavlara giriyordum.
(more…)

Öğretmen Okulu Öğrenciliğim

Aralık 10, 2008

Liseyi daha önce bitirmek için Gaziantep Lisesi’ne kaydımı yaptırmayı düşünüyordum ki, bir arkadaş yanıma geldi:
– İbrahim abi, haberin var mı?
– Ne var? dedim.
– Ortaokul mezunlarını okul dışından Öğretmen Okulu’na kabul ediyorlar. Ancak üç yıl süre tanıyorlar, yani üç yılda başarılı olup diploma almaya hak kazanmayanların bütün hakları yanıyor, emekleri boşa gidiyor. Bir şey daha var! Öğretmen okulunu bitirp diploma almaya hak kazandıktan sonra 22 gün de bir uygulama devresi varmış, bu uygulamayı başaramayanlar da öğretmen olamazlarmış.

Bütün bunları dinledikten sonra, bunları anlatan arkadaşa şu cevabı verdim:
– Bak arkadaş, Atatürk ne demiş biliyor musun? “Tek bir şeye ihtiyacımız var! O da çalışkan olmak.” Çalışkanların gözünü hiçbir şey yıldırmaz. Yarından tezi yok, ben hemen Milli Eğitim Müdürü’ne gideceğim. Kayıt için ne gerekiyorsa listemi yapıp, kayıt hazırlığımı yapacağım.

Bazı tanıdıklar: “Sen ne yapacaksın, işte bir ortaokul diplomasını aldın. Bırak bu okuma işini de işine bak.”
Bazıları da: “Sen bilirsin ama başaramazsın. Başarırsan iyi birşey olur!”

Tabii ki, ben kimsenin yergisine ve övgüsüne göre hareket edecek değildim. Mutlaka yönümü kendim tayin etmeliydim ve kararımı kendim vermeliydim.

Ve kesin kararımı verip, doğru Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittim. Durumu öğrendim ki, kayıt için az bir süre kalmış. Hemen kayıt için gereklmi evrakımı hazırladım. Gaziantep Erkek İlköğretmen Okulu’na gidip kaydımı yaptırdım.

Okuldan çıkınca, derin bir nefes aldım, çünkü artık öğretmen okulu öğrencisi idim. Bana “Okuyup da ne olacaksın?” diyecek olanlara: “Okuyup öğretmen olacağım.”

Şunu da soracaklarını düşünüyordum:
– İbrahim, sen ticaretten para kazanmıyor musun ki, öğretmen olmayı düşünüyorsun? diyecek olanlara da şu cevabı düşündüm:
– Öğretmenlik halka hizmettir, kutsal meslektir. Onun için öğretmen olmak istiyorum.

Öğretmen okulunun 1., 2. ve 3. sınıflarının tüm kitaplarını aldım. Bseyaz kağıtla bir temiz ciltledim, kitapların üstüne ve arkasına adlarını yazdım, kolay bulup derslerimi yapmak için. Bir ders çalışma programı yaptım.

Tuhafiye dükkanımda, sandalyemin tam yanıbaşında bu aldığım kitapları ve defterleri güzelce düzdüm. Artık yaptığım programa göre, hevesle ders çalışmaya başlamıştım.

Dükkanda müşteri geldiği zaman hemen elimdeki kitap ve defterleri bir yana bırakıp müşteriye bakıyordum. Kitaplarım bazı müşterilerin dikkatini çekiyordu.
– Bu ne kitaplar, yoksa dükkanı kütüphane mi yapacaksın?
– Yok canım, boş durmadan beleş çalışıyorum da!
Ama bazı müşteriler böyle bir cevapla yetinmiyorlar, daha çok soru soruyorlardı. Ben de mümkün olduğu kadar makul ve mantıklı cevaplar vermeye çalışıyordum. Bir gün, okumadan anlayanın biri bana dedi ki:
– Peki okudun, öğretmen oldun, o zamana kadar yaşın iyice geçmiş olmuyor mu?
Ben de şöyle cevap verdim:
– Kırk yaşımdan önce öğretmen olurum ya, diyelim ki kırk yaşımda öğretmen oldum. 25 yıl öğretmenlik yapıp 65 yaşımda emekli oldum. Eğer 75 veya 80 yaşayacaksam kimseye avuç açmadan emekli maaşımla geçinirim ve bir de bende sonra kalacak dul ve yetimlerim olursa! Adam düşündü; bu sözlerime verecek bir cevap bulamadı.
– Başarırsan iyidir…
– Sadece bu da değil, ber de yetişkin eğitimi örneğini vermiş olacağım. Ve bir de öğretmenlik yapıp topluma ve cemiyete hiçmet etmiş olacağım.

Yani kutsal meslekten nasibimi almış olacağım.
Adam, bu sözlerimden birşeyler anlayıp anlamadığını belli etmeden yine şunu tekrarladı: “Başarırsan iyidir, ama yaşın geçiyor!”
– Yaş geçsin, ilim, beşikten mezara kadardır…

Bu okuma ve sınavlara hazırlanma işine boş zamanlarımı değerlendirip çalışıyordum. Kahveye gitme veya boş oyunlarla zaman harcama diye bir israfım olmuyordu. Şurasını unutmayalım ki, çalışmalarıma ailem karışmıyordu. Çünkü bu sorunu konuşmuş ve sağlama bağlamıştım. Evin herhangi bir ihtiyacı olursa eşim isteyecekti ve ders çalışmama, okumama karışmayacaktı.

Ancak bu arada başaramadığım şu oldu: Ben eşimi de kendimle birlikte okutmak istiyordum ev istiyordum ki o da kendisini yetiştirsin. İşte buna muvaffak olamadım. Çünkü bunu kendisi istemedi.

Birgün kendisine alfabe, defter ve kalem aldım. Bir hafta kadar çalıştırdım. O zamanlar çocuğumuz falan da yoktu. Ben de öğrenecek diye seviniyordum. Sabahleyin ödevini verip evden çıkıyordum, akşam ödevini kontrol edip çalıştırıyordum.

Bir akşam eve geldim ki durum iyi değil.
– Neyin var, n’oldu?
– Hiç, birşeyim yok.
– Ne ise, hele şu ödevini getir de bir bakayım.
– Ödev yapmadım.
– Ne ise, defterini getir de biraz çalışalım.
– Çalışmam, çünkü ben okumak istemiyorum.
– Sebep ne, neden okumak istemiyorsun?
– İşte, okumak istemiyorum, zorlan mı?
– Hani sen istiyordun ya, derdin ne?
– Şimdi istemiyorum, artık okumak istemiyorum…
– Hele kalemini, defterini getir.
– Kalemim, defterim ve alfabem yok! Çünkü onları yaktım! Sobaya koyup yaktım.
– Niye yaktın, sebep ne, anlatsana…
– İşte yaktım, hiçbir sebep yok…

Ne ise, konunun üstüne yumuşak gitmek istedim ve nihayet konuşturdum. Şöyle dedi:
– Ben ödevimi yaparken, komşu hanım üstüme geldi. Bana “Ayıp değil mi bu yaştan sonra okuyorsun? Bunları sobaya at da, oturup sohbet edelim.” dedi. Ben de hepsini sobaya koyup yaktım, artık okumayacağım. Utancımdan kıpkırmızı kesildim.
– Canım utanacak ne var bundan? Okumanın değerini bilmiyor da ondan öyle demiş. Okumak, birşeyler öğrenmek hiç ayıp olur mu? Ne ise sen canını sıkma, gene ben sana kalem, defter ve alfabe alırım.
– Yok, alma, ben artık okumayacağım.
Artık ne kadar zorlayıp çaba gösterdiysem, çabam boşa giti. Artık okumayacağına kanaat getirdim ve öğretmeden vazgeçtim.
Fakat şu sözü aldım kendisinden:
– Madem ki sen okumak istemiyorsun, benim okuma işime de karışmayacaksın. Çünkü, kim ne derse desin, ben okumaya ve birşeyler öğrenmeye devam edeceğim. Buna kararlıyım.

Böylece benim okuma çalışmalarıma ayak uyduramayan eşimle bir nevi aile antlaşması yapmış oluyordum. Yine de zaman zaman eşim, bana şu soruları yöneltiyordu:
– Niçin okuyorsun, okuyup da ne yapacaksın?
– Niye soruyorsun bu soruları, hani bana karışmayacaktın?
– Kadınlar bana soruyorlar bu soruları, “İbrahim şimdiden sonra okuyup da ne olacakmış?” diyorlar.
– Sana, benim hakkımda böyle soruları soranlara “Bilmiyorum, bunu İbrahim’e sorun” dersin. Böylece, sen de cevap verme zorunluluğundan kurtulmuş olursun.

Bundan sonra, bu gibi gereksiz sorulara da cevap verme işi bitmişti.

Eşimle Sözleşme

Aralık 10, 2008

Ben kendim nasıl okumaya, öğrenmeye çalıştıysam; eşime de okumayı öğretmeye ve onun da bu konuda bana ayak uydurmasına çalıştım. Ancak bunu başaramadım. Çünkü, o öğrenmek istemedi.

Artık baktım birşey öğretemeyeceğim; öyle ise benim okumama karışmayacaksın, dedim. O da “Peki” deyip kabul etti.

Bir de eşimle şu pazarlığı yaptım: Çocuklarımız oğlan olursa adını ben koyacağım, kız olursa birlikte düşünürüz… Ve bunu kabul ettirmeyi başardım.
(more…)

İlginç Olaylar

Aralık 10, 2008

Bir Eylül döneminde sınava girdim. Öğretmenler mühürlü sınav kağıtlarını dağıttılar. Okul Müdürü bir konuşma yaptı: Öğrencilerin kopyaya tenezzül ve teşebbüs etmemelerini önerdi. Sınav başladı. Biz ter döke döke çalışırken, öğretmenler sağımızdan solumuzdan gelip gidiyorlar. Arasıra eğilip yazıma bakarak “Yazın çok güzelmiş, sen öğrencilerimzden güzel yazı yazıyorsun!” deyip geçiyorlardı.

O anda, üç sıra arkada bir velvele koptu. Birden hepimiz oraya baktık ki, iki öğretmen, bir öğrencinin elinde kopyayı yakalamış ve öğrenci de elinden alıp yırtmaya çalışıyor. Yaka paça, o öğrenciyi dışarı attılar. Biz sınavımıza devam ettik.
(more…)