Macun’dan Ayrılış

Kamyonumuz Beypazarı’ndan çıkıp Ankara yolunu tutunca, baktım hanım derin bir nefes aldı. “O ne hanım, ne ediyorsun?” dedim.
– Çok şükür Allah’a, çocuklarımı kurtardım. Ben sana söylemek istemedim. Hep gelip bana söylüyorlardı! Eğer bir iki gece daha kalsaydık, hepimizi kesmeye kararlı olanlar varmış..
– İnanma böyle şeylere, bunların hepsi laf olsun diye söylenir, dedim.

Belki doğru, belki yanlış söyleyip iyice hanımı korkutmuşlar. Ne ise, bu lafları ede ede Ankara’ya vardık. Zaman akşam oldu. Kamyoncu ille de dönmek ister. Benim bir tanıdık var, ama ancak oturduğu semti biliyorum, yani adresi tam olarak bilmiyorum. Şoföre:
– Sür kardeşim Abidinpaşa semtine doğru, elbette bir tanıdık buluruz, dedim.
Abidinpaşa semtine gittik ama, kimi kimden soracaksın? Burası Ankara, kim kimi tanır? Fakat herşey bir yana, benim tanışım bakkaldır. Kamyonla daldık mahallenin içine, başladım ondan bundan sormaya: “Bakkal Mehmet Taş’ı tanır mısınız?” … Nihayet biri tanırım dedi. “Öyleyse atla kamyona” dedim.

“Şuradan sür, buradan dön” derken adam, bizi tanıdığımız adamın evine kadar götürdü. Kamyonu yolun sağına yanaştırdık, indim, kapıyı çaldım. Tanışım olan Mehmet Taş çıktı. Hoşbeşten sonra “Bu saatte burada ne geziyon İbrahim?” dedi.

Ben de özetle olanları anlattım ve evimi getirdiğimi söyledim. Beni çok iyi karşıladı. Bir ev bulana kadar eviixnin bir bölümünü bize terkedeceğini söyledi.

Hemen kamyonu kapıya yanaştırıp eşyaları bir odaya indirdik, daha doğrusu üstüste yığdık. Bir sürü yorgunluktan sonra, çocukları köylünün baskınından ve mutlak bir kavgadan kurtardığımız için sevinçli idik.

Mehmet Taş gil ailece bize çok iyi davrandılar. Akşam yemeğimizi yiyip çok durmadan yattık. İyi yorulmuş olmalıydık ki, o gece sabaha kadar uyanmadık.

Sabahleyin kahvaltı yapıp, hemen bir kiralık ev aramaya başladık. Mağazayı devredip parasını aldığım için, bereket versin para sorunum yoktu. Ancak, bir ev kiralayacağız fakat ne kadar oturacağımız belli değil. Çünkü Şubat tatili onbeş gündür. 15 gün oturacağız desek kimse bize kiralık ev vermez. Onun için ev aradığmızda, hiç ne kadar oturacağımızın lafını etmiyoruz. “Ne kadar oturacaksınız” diyenleri “Ancak Allah bilir” diye yanıtlıyorum.

Nihayet Mehmet Taş’ın evinin yakınında bir daire tuttum. Hemen temizleyip eşyalarımızı taşıdık. Sobamızı kurduk, odun ve kömür aldım. Çocukları rahat etirdikten sonra, Macun Köyü’nden tayinimi başka yere yaptırmak için çalışmaya başladım.

Beypazarı İlköğretim Müdürü Emin Çelik’in tabiri ile “cebimdeki ikinci tayinim” kullanmaya çalışacaktım. Şimdi daha iyi hatırlıyorum. Beypazarı İlköğretim Müdürlüğü’ne ilk geldiğimde Müdür bey bana bakarak “Öğretmen bey, Macun Köyü’ne gidiyorsun ama, tayinin tek mi, çift mi?” demişti.

Ankara Valiliği’ne bir dilekçe ile gerekçeleri özetledim, dilekçemi alıp Vali beye götürdüm.

Vilayet Yüksek Makamına
ANKARA
Adı Soyadı : İbrahim Özdemir
Görevli Bulunduğu İlçe-Köy : Beypazarı – Macun Köyü Okulu
En Son Bulunduğu Yer : Beypazarı – Macun Köyü
Eşinin Varsa Görevi : Ev Hanımı
Çocuk Sayısı : Dört
Nakletmek İstediği Yerler : Ankara’nın Merkez köyleri, Çubuk veya Hasanoğlu köylerinden herhangi birine.
Naklini Gerektiren Sebepler : Beypazarı Macun Köyü Okulu’nda öğretmenlik yapmaktayım.
Aşağıda açıklayacağım sebeplerden dolayı bu köyde öğretmenlik görevimi yürütemeyeceğimi anlamış bulunmaktayım.

1- Kendi isteğim dışında, Muhtar ve heyetin zoru ile; okulumuzun bayrağı, üye Mehmet Doğan’ın düğününde kullanılmak üzere verildi ve Bayrağımız düğünde kurşunlandı.
2- Yılbaşından önce okulumuz, köyün gençleri tarafından taşlandı.
3- Yılbaşı tatilinde okulumuzun bayrağı sereninde yırtık bulundu (Yaptığımız araştırma neticesinde, bayrağın kendi başına yırtılmasına imkan olmadığı anlaşılmıştır).

Yukarıda izah edilen olayların resmiyete konulmasına her an köy ihtiyar heyeti mani oluyorlar idi. Bu olayların üzerimdeki etkisi görev yapmamı engellediğinden durumu Kaymakamlığa bildirdim. Köylü, olayların resmiyete konulduğunu anlayınca, karnelerin verilmesinden iki gün önce yani 29.01.1973 günü gece saat 21.50’de evime baskın yaparak camlarımı kırdılar. İmdat işaretimiz neticesinde bekçi ve muhtar gelerek duruma vakıf oldular. Kaymakamlığın emri üzerine benim evim bekçi tarafından gözetilerek karneleri dağıtmam sağlandı. Durum resmi yollardan tetkik edilmektedir.

Olayların cereyanına göre, görev yerim olan Beypazarı’nın Macun Köyü okulunda çalışmama imkan yoktur.

Tayinimin, sıraladığım yerlerden herhangi birine yapılmasını müsaadelerinize saygılarımla arz ederim.
Tatil Adresim : Abidinpaşa Cad. Limonlu Sk. No:23/8, Ankara

08.02.1973
İbrahim Özdemir
No: 1064
Beypazarı-Macun Köyü Öğretmeni
İmza

Müfettişler : 1- Ziya Erkan
2- Hüseyin İzci
Dolap No : B/10 veya D/15

Dilekçemi okudu, bana baktı. Şöyle birkaç soru sordu:
– Niye köylü ile uyum sağlayamadın?
– Efendim çok uğraştım, olmadı. Benden önceki öğretmenlere oynadıkları oyunu nihiyat bana da oynadılar ve başardılar.
– Nedeni nedir?
– Nedeni, köylü, öğretmene okula ve yeniliğe düşmandır. Daha fazla diretirsem beni vuracaklar. Yani hayatım tehlikede, can güvenliğim yok.

Dilekçemi imzaladı. Altına gerekenin yapılması için bir not düşüp Milli Eğitim Müdürlüğü’ne havale etti.

Dilekçeyi alıp Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittim. Dilekçemi verdim. Gereken kayıt formaliteleri yapıldıktan sonra:
– Adresinize netice bildirilecektir, dediler.
Eve gittim ama, tahammülüm yok; acaba sonuç ne olacak? Ya tayinim yapılmazsa, ya derlerse ki “Daha dört aylık stajyerliği kalkmamış bir öğretmenin tayini yapılmaz, varın yerine gitsin.” Ben ne yaparım? İstifamı versem, öğretmen olana kadar bir sürü emek verdim. Geri aynı köye gitsem, ölüm kalım savaşı devam edecek ve başarı şansım yok. Çünkü gereken bütün formaliteleri kullandım. Heriflere, yani köylüye okumanın okulun önemini kabul ettiremedim. Çünkü bu köy okula, okumaya değil, aynı zamanda Cumhuriyet’e, Atatürkçülük ve yenilğe de karşıdır. Gerçi ben başımı bu yola koydum ama, hükümet ortamları Atatürk zamanı gibi değil kie; ben diyeyim ki, nihayet benim canım nihayet bir Kubilay’dan nazlı değil. Günün şartları en sonunda beni bir suçlu öğretmen durumuna düşürecek.

Bütün bunları uzun uzadıya düşünerek, tayinim bu köyden başka bir yere yapılırsa yapılır, yapılmazsa istifa verir çıkarım öğretmenlikten…

Böylece on gün kadar geçti. Baktım ki müfettiş, elinde bir kağıt ile geldiler. Beni çağırdılar. Macun’da meydana gelen olaylarla ilgili bazı sorular sordular ve ben de cevapladım. Bir müfettiş not tuttu.

Sonunda dedim ki, sayın müfettişim, bir öğretmen olarak, Milli Eğitim ordusunun bir neferi olarak, bir öksüzle farkım yoktur! Müfettiş içini çekerek:
– Evladım çok doğru söylüyorsun, aslında bugünün şartları altında, öksüz olan yalnız sen değilsin, bizler de öksüzüz…
– Sayın müfettişim, sizler neden öksüzsünüz?
– Çünkü öğretmene, Milli Eğitim Ordusuna sahip çıkan yok da ondan.
Mektup mahiyetinde yazdığım şu yazımı da müfettişe verdim:

15.03.1973

Sayın Müfettişlerim, şu yazımı sizlere de yazmayı yararlı buldum. Ben bu köye 07.11.1972’de atandığımda, köylü ve muhtar şimdiye kadar 70 hane olan bu köyde okul olmadığının bazı nedenlerini anlattılar. Ben de Milli Eğitim’in diğer her elemanı gibi okumanın değerini anlatmaya ve kavratmaya çalıştım. Şimdiye kadar hiç bir memur çıkarmayan bu köyün okula kavuşması için, köyün elemanları ile çaba sarfetmeye başladım. Muhtarın da arzusuyla bir toplantı yaparak, yani okul olarak kullanılan köy odasında toplandık. Okul istemek için bütün köyün, köylünün işbirliğini sağlamak lazım idi. Çünkü okul için bazı maddi yardımların vaadedilmesi de gerekirdi. Muhtar bu toplantı ile okul isteme dilekçesini verdi. Özetle yaptığım konuşma aşağıdadır:

Sayın Macunlular, konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlarım. Ben öğretmen olarak köyünüze atandım. Henüz bir haftalık komşunuzm. Bu bir hafta içinde köyünüzün durumundan bazı şeyler öğrenmiş bulunuyorum. Bunlar gizli şeyler olmayıp, açık olarak söylenen şunlardır:
1- Köyümüze elektrik alınması için üç defa para ayrıldı. “Biz istemeyiz, idare bile bize çok” dedik, elimizin tersiyle yittik.
2- Okul için iki defa bütçeden köyümüze para ayrıldı, hatta Vali, Kaymakam bile köyümüze okul için geldiler. “Biz okul istemiyoruz” deyip Vali ve Kaymakam’ı kovduk.
3- Köyümüze okul başlangıcından iki öğretmen verildi, geri gittiler denilmektedir. Gerçekten bunların doğru olduğu anlaşılmaktadır. Şimdi ise hazır bulunan kerpiç duvarlı, çatlak raporu verilmiş bir okul… Ve okul olarak kullanmaya elverişsiz bir köy odası…

Sayın Macunlular, ben öğretmenliğe atanmakla; insanlara, cemiyete hizmet etmekle kendimi bahtiyar hissetmekteyim. Şunu belirtmek isterim ki, 20. asırda Ankara’nın bir köyünün böylesine yeniliklere ve aydınlıklara karşı çıkması, inanılması güç ve anlaşılması zor bir problemdir. Bütün bunlara rağmen yine de köyünüze atanmakla kendimi bahtsız hissetmiyorum. Sayın Macunlular, şunu açıklamakta fayda vardır ki, zararın neresinden dönülse kar sayılır. “Yiğit bin yaşar, fırsat bir düşer” derler. Bazı fırsatları elinizin tersi ile yitmiş iseniz de; şimdi hiç bir fedakarlıktan çekinmeyen ve cemiyet hizmeti için kendisini bahtiyar sayan bir öğretmeniniz vardır. Köyünüzü ve sevgili çocuklarınızı sıhhatli bir okula kavuşturmak için tek bir şeye ihtiyacvımız vardır: O da, sizlerin birlik ve desteğidir. Böylesine bir fedakarlığa karşı gereken yardımlarınızı esirgemeyeceğinizi ve böylesine gerekli ve faydalı bir iş için hepimizin birlik olacağını candan ümid eder, tekrar cümlenizi saygı ile selamlarım.
18.11.1972
Macun Köyü İlkokulu (Müdürü) Öğretmeni
İbrahim Özdemir

Müfettiş beyler soruşturmalarını tamamlayıp gittiler. Sömestr tatilinin bitmesinin iki gün öncesinde halen bir netice gelmedi. Sıkıntıdan biraz da rahatsız oldum. Gidip Milli Eğitim Müdürlüğü’nden bir hasta sevk kağıdı yaptırıp kendimi hastaneye havale ettirdim.

Hastanede doktorlar beni muayene ettikten sonra, birkaç gün kalıp tedavi olmamı uygun buldular. Beni taburcu edince de 15 günlük bir rapor verdiler. Daha bu 15 günlük raporum bitmemişti ki tayinim Haymana-Kızılkoyunlu Köyü’ne yapılmıştı ve buna ilişkin bir yazı aldım.

Bu tayin yazımı alınca çok sevindim. Çünkü Sayın Müfettişlerin de buyurduğu gibi ortam hiç de iyi saylımazdı. Gün olmuyordu ki, şöyle bir haberle karşılaşmayalım: “Bugün falan köyün öğretmenini gözünü bağlayarak alıp götürmüşler.” veya “Filanca yerin öğretmenini bir şikayet üzerine hapsetmişler. Ama nerede hapsettiklerini kimse bilmiyor, yani kimseye söylemiyorlarmış.” deniliyordu.

Böyle bir ortamda, böyle bir kargaşalığın içinde yüz aklığı ile tayinimin başka bir yere yapılması, hem çok saf ve haklı olduğumun anlaşılması ve bu anlaşılmanın da yine bir şans eseri olması muhakkaktı. Bu konuyu bazen meslektaşlarıma anlattığım zaman şöyle diyorlar idi:
– Allah Allah, şu durmda öğretmenleri kıyıma uğratmak için havadan sudan bahaneler arıyorlar, sen böyle bir köyden nasıl haklı olarak tayinini yaptırıp kurtulmuşsun?

Ben her zaman haklı olduğuma kani idim. Ancak haksızlıklardan ve hakaretlerden de korkmuşor değildim. Beni en üzen taraf da, bu ilk gittiğim köye karşı başarısız kalmam ve bu köye bir okul kazandıramamamdı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s