Köy Gezisi

Müstakil misafir evinde oturduğumuz Hacı Nüfel Akdoğan, bir hacı arkadaşı olan Gedikli Köyü’ne, hacı arkadaşını ziyarete gidiyordu.

Bu gezi pazar gününe tesadüf ettiğinden, ben de çevremizdeki köylerden bir gözlem yapmak amacıyla ve Hacı amcanın da teklifi üzerine arkadaşlık yapmayı kararlaştırdım. Oğlum Atilla da gitmeye hazırlandı.

At arabası koşuldu, oturulması için minder ve keçe alındı. Arabaya bindik. Arabacı, Hacı Nüfel kendisiydi. Kızılkoyunlu’dan saat 08.35’de hareket ettik. Giderken Hacı amca, köyün arazisini ve özellikle bazı tarlaları bize gösterdi. Bir tepe aşmıştık ki, düzgünce bir arazi parçası göstererek “Bu tarlalar Hüseyin Ağa’nındır. 300 bin dönüm kadar mülkü var.” Bu tarif edilen yer, köy arazisinin en kuvvetlisi idi. Yarım saat kadar gitmiştik ki, “Burası bizim köyle Yamağın hudududur” dedi. Zaten muhitin arazisi dalgalıdır. Bir tepe daha aştık, Yamak Köyü göründü. Yol, köyün kenarından geçiyordu. Yamağın mezarlıklarının ve okullarının ahete duvarları örülmüştü. Dışarıdan bakıldıkça, sonbahar olmakla beraber, köyde bahçelikler ve bir düzenlilik göze çarpıyordu.

Dedim Hacı amca, bu arazi nasıl değerledirilebilir?
– Öğretmenim, Haymana’ya bir kaymakam geldi. Emir verdi, birçok tarlalara bağ diktirdi. Bağlar iyi oldular, üzüm verdiler. Bu kaymakama Deli Kaymakam diyorlardı. Deli Kaymakam gidince, bağlara kimse bakmadı, kuruttular, kestiler. Yalnız bu çevrede bir köy bağcılığı devam ettirdi.

Arabamız yapılmış köy yolunda, dalgalı bozkırların arasında langır lingir gidiyordu. İki tepe daha aştık, önümüze bir köy geldi. Hacı amca “Bu, Doğanlı Köyü’dür” dedi. Bu köy, bir kuru derenin yöresinde, dağınık, 20-30 evliktir. Yolun sağında, köyün yukarı ucuna yakın bir çeşme yapılmış: YES yazılı bu çeşme, kuru idi. Bir amcaya sordum, bu çeşme niye akmıyor? “Bu çeşme oy avcılığı için yapılmıştır, onun için akmıyor”, ilave etti: “Su için değil, süs içindir.”

Hacı amca, buraların arazileri kuvvetlidir. Su olsa burada herşey biter, dedim. “Buranın suyu çok yakındır. Üç metreden çıkar.” dedi.

Devlet tarafından derin kuyular açılsa, yükseklerde büyük su depoları yapılsa, iyi bir teşkilatla buralar hep sulanır, dedim. Hacı amca “Burada su çoktur, yapılır.” dedi. O zaman, Ziya Gökalp’in dediği gibi “Her taraf yemyeşil” olurdu…

Artık Gedikli Köyü’ne yaklaşmıştık. Biraz sonra, tam ismine uygun bir gedikte bulunan Gedikli Köyü’ne vardık. Bir çocuk bize Hacı Bayram’ın evini gösterdi, indik. Hoşbeşten sonra bir çay içtik. Onlar, Hacı Nüfel’in beraberinde getirdiği Hicaz’ın filmiyle uğraşarak avundular. Ben de öğretmenimizi bir ziyaret edeyim, diye kalktım. Bir adamla beraber okula gittik. Okulun sıvaları dökülmüş, ahate duvarları yok ve dışarıdan bakıldıkça perişan bir vaziyeti vardı.

Öğretmen, okulun lojmanında oturuyordu. Okullar açılalı iki ay olmakla beraber, bu köye öğretmen verileli 8 gün olmuştu. İçeri girdim, hoşbeş yaptılar. Öğretmenin, iki öğretmen ve üç de köylü misafiri daha vardı. Bunların adlarını sordum: Karşıda oturan iriyarı bir adam “Bana Hasan Ağa derler” dedi. Bir başka arkadaş söz alarak “Siz hem CHP’liyim diyorsunuz, hem de AĞA’lık kelimesinden vazgeçmiyorsunuz” dedi. Hasan Ağa “Bana Hasan Ağa demelerine bakmayın. Ben daima eşitliği yürekten ister ve savunurum. Bunun için de bana Deli Hasan derler” dedi… Bunun üzerine köylüler, kendi aralarında partilerden ve hükümetin kurulmayışından bahsettiler. Bir köylü: “Anahtar MSP’dedir.” Bir diğeri: “MSP elindeki anahtarın cennet anahtarı olduğunu söylüyor” ve ekledi: “Bu bir oda anahtarı dahi olamaz. Çünkü rey için bir gün üç köyde ikindi namazını kıldılar.”

Hasan söz aldı: Ben süs ve iltimas işlerini sevmem. Baban rahmetli derdi ki, oğlum eğer et pişirecekseniz, etiniz az ise, bundan komşulara veremiyecek iseniz o eti pişirmeyiniz. Kokusu komşulara gider, onların da eti olmadığı için siz günah etmiş olursunuz. Eğer çocuğunuz sokakta sizden para isterse çıkarıp para vermeyiniz. Çünkü komşunun çocuğu da görür, gider babasından para ister, belki onun parası yoktur, siz vebalde kalırsınız!

Arkadaşça böyle tartışmalar devam etti. Yolumuz uzaktır. Hacı amca hazırlanmış. Arabamıza bindik, dalgalı bozkırların ve sürülmüş, sürülmemiş tarlaların arasında Hacı amca ile konuşa konuşa köyümüz Kızılkoyun’a geldik. Böylece bu köy gezi ve gözlemim son buldu.

Kasım 1974
İbrahim Özdemir
(Öğretmen-Yazar)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s