Kızılkoyunlu Köyü – Haymana

Haymana’nın Kızılkoyunlu Köyü’ne yapılan tayin emrini almıştım. Daha birkaç gün raporum vardı. Gidip göreve başlamak için 15 gün de meyil müddeti hakkım vardı. Fakat biz ailece bir tereddüt içinde idik. Muhakkak ki, ben ne pahasına olursa olsun öğretmenlik yapmaktan başka birşey düşünmüyordum.

Ama ya hanım: “Gel istifanı ver, kurtulalım, başka bir işini yap, ticaretle uğraş, hiçbir iş yapma; tek öğretmenlikten istifa et.” diyordu. Çocuklar ufak oldukları için birşeye karışmıyorlardı.

Ben kendimi bir genel kontroldan geçirmek ve hem de zaman kazanmak için Ankara … Tıp Fakültesi’ne müracaat etmiştim. Bu haber de büyütülerek, tanıdıklar tarafından Gaziantep’e ulaştırılmış. Birgün baktım babam çıkıp geldi.
– Baba hoşgeldin, sefa getirdin, ama bu ihtiyar halinle kış günü derdin ne idi?
– Oğlum, hele hiç söyleme, çok şükür sizleri iy gördüm ya, gerisini bırak. Orada neler söylemediler! Hastalanmışsın, bir bunalım geçiriyormuşsun! Yani bir sürü korkutucu sözler! Kardeşlerine dedim ki “Biriniz gidin”, gelmediler. Mecbur ben geldim. Hele buna bin şükür olsun.

Neyse bu ikinci tayin meselesini babamla da tartıştık. Babam okumuş değildi ama aydın görüşlü bir adam idi. İşi bana bırakmakla beraber:
– Oğlum sen bilirsin, fakat ben çocukların yanında kalırım. Siz, hanımla beraber gidin. Köyün durumunu, okulun durumunu ve ev durumunu inceleyin gelin. Ondan sonra oturup kararını verirsin.

Baktım babamın dedikleri doğrudur. Çocukları babama bırakıp, hanımla beraber Haymana’ya gidip gelmeye karar verdim. Bu kararımı hanıma söyledim, o da kabul etti.

Sabahleyin dolmuşa binip garajlara, oradan da otobüsle Haymana’ya gittik. Haymana’da İlköğretim Müdürlüğü’ne uğramadan önce çarşıya inip birkaç esnaf veya tüccardan Kızılkoyunlu Köyü’nün durumunu sordum. Dükkancılardan biri, şöyle 55-60’lık bir adam:
– Kızılkoyunlu Köyü’nü mü sordunuz?
– Evet efendim. Yani ben öğretmenim de, tayinim buraya çıkmış, onun için sordum.
– İyi iyi, yani erkeği bol bir köydür, dedi ve buruk bir suret…
Ben hanıma baktım, hanım bana baktı. Ne ise adama teşekkür edip gittik.
– Kızılkoyunlu’ya araba nereden gider, diye sorduk. Sağolsunlar bize gösterdiler. Köyün dolmuşuna binip Kızılkoyunlu’nun yolunu tuttuk.

Köye vardık, dolmuştan iner inmez bir bey bizi karşıladı. Ben okulu sordum. Bizi karşılayan bey:
– Gelin benimle beraber, siz gelmeden haberiniz bana geldi. Yani bana yazı geldi, ben her an sizi bekliyordum. Hoşgeldiniz, sefa getirdiniz.

Ne ise birlikte gidip okula baktık ve bizi evine davet etti. Hanımı da bizi daha iyi karşıladı. Hoşbeşten sonra başımızdan geçenleri özetleyip bu köyün durumunu sorduk. Adını öğrendim ki, bu öğretmenin adı Süleyman Taşyürek. Doğru ya, “erkeği bol” bir köyde ancak Taşyürekler ve Özdemirler öğretmenlik yapabilirler.
– Süleyman bey, bu köyün durumu nasıl? Okula karşı hareketler nasıldır?
– İbrahim beyş, bu köy ne okulun yanındadır, ne de okula karşıdır. Sen kimseye karışmazsan, yani köyde ayrımcılık yapmazsan kimse sana karışmaz. Ama okula hiç de yardım etmezler. İki yıldır bir ihate duvarını yaptıramadım. Şimdi bu köyde seninle üç öğretmen olacağız. Aslında okulumuzda dört öğretmenlik kadro vardır. Yani bir öğretmen daha bekliyorum. Gördüğün gibi, ben okulun lojmanında oturuyorum. Diğeri bir hanım öğretmen var. O da kirada oturuyor. Ancak köyde ev bulmak meseledir.

Hem konuşup hem de çaylarımızı yudumladık. Biraz sonra Süleyman beyle kalkıp ev aramaya başladık. Köyün içinde bizi iyi karşıladılar, hoşbeş edip hal hatır sordular. Köyün çamurlu sokaklarında gezdik, hem ev sorduk, hem de okul müdürü Süleyman Taşyürek, köy ve köylü hakkında bana bilgi vermeye çalışıyordu:
– İbrahim bey, bu köy Kemal ağanın avucundadır. Muhtar da onun sözünden çıkamaz. Çünkü, direksiyon Kemal ağaların elindedir. Bir de Çerikçigil vardır. Bunlar arasıra kafa tutarlar ama Kemal ağalara diş geçiremezler. Ancak, birbirine kız verip almışlar… Böylece akraba oluvermişlerdir. Ama Çerikçigil reylerine sahip olabilseler, çoğunluk daima kendilerinde olur. Fakat şu anda bunu yapma imkanları yoktur. Çünkü o cesareti kendilerinde bulamıyorlar.

Ev sora sora Abdullah Çerikçigil’in bir boş evi olduğunu öğrendik. Bu sefer de Abdullah dayıyı aradık. Ve nihayet Abdullah dayıyı da bulduk. Durumu anlatıp evi rica ettik. Zor bela gönlünü ederek, bahçenin içindeki bu evi 50 lira aylıkla kiraladık. Anahtarı alıp temizliğini yaptırdık. Böylece en korktuğumuz ev problemini de çözmüş olduk.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s