Karne ve Sınıf Geçme

Köy öğretmeni, karne verme ve sınıf geçirme kavramı konusunda da iki ateş arasında kalıyor. Birinci ateş, mesleğinin gereği ve vicdanının hükmü. İkinci ateş, öğrenci velilerinin “Hocam, şu bizim çocuğun sınıfını geçir, ne olur? Sanki yükseğe mi gidecek, bir mektup okursa yeter.” Yani karne gününe kadar çocuğuyla ilgilenmez, ancak karne günü söyleyeceği, bu.

Kaldı ki, öğretmenlik öyle bir meslek ki, aslında başka hiçbir mesleğe benzemez. Çünkü, ben öğretmenliğe İNSAN MİMARI diyorum. Peki insan mimarı olan bir öğretmenin çalıştığı okulda öğrenci velileri çocuğun okul ihtiyacını tam görmeyip ve zamanında okula göndermezse ve üstelik çocuğu okuldan kaçırıp kuzu gütmeye veya başka işlere gönderirse, ikide bir “Amaan, sanki okuyup da n’olacaksın?” derse; bu insan mimarı olan adam ne yapar?

İşte köy öğretmeni, büyük bir darbe de burada yiyor, bence.

Köy öğretmeni için zorluklar bununla da bitmiyor: Kız çocuklarının okula gönderilmemesi. “Hocam, o bir kız çocuğu, yani okuyup da n’olacak” demeleri yok mu? Buna karşı ne desen boş, ne anlatsan boş. Aynen taşa söylenmiş gibi… Yani o ancak kendi bildiğini söyler durur.

Diyelim ki, okulun bitimine bir hafta kalmış, yani karneler yazılmaya başlamış. Öğrenci birinci sınıfta okur-yazar olmadan ikinci sınıfa geçirilmiş ve ikinci sınıftan da ilgisizlikten ve devamsızlıktan yine okur-yazar olamamış. Velisinin ısrarı üzerine tutup bu çocuğu üçüncü sınıfa geçirirsen, bu çocuk üçüncü sınıfta nasıl okur-yazar olacak?

Yaklaşık yüz haneli bir köy, üstelik bu köy Hakkari’de değil, yani Ankara’nın Haymana ilçesinin köyü. Soruyorsun, şimdiye kadar kaç memur çıkardı? Yani öğretmenlik yaptığım tarihte cevap, sıfır.

Bu ufak misalleri bir tarafa bırakıp bütün Türkiye Cumhuriyeti’nin köy ve mezralarını gözümüzün önüne getirelim. Yani Edirne’den Ardahan’a ve Hatay’dan Sinop’a kadar ne şartlar altında öğretmenlik yapanlar ve bir tarafta yönetimler tarafından kıyılanlar ve diğer tarafta halk tarafından kıyıma uğrayanları gözümüzün önüne getirdiğimizde bu kitabın adına SİLAHSIZ MEHMETÇİK – KÖY ÖĞRETMENİ demek çok hafif kalmıyor mu?

Düşünebiliyor muyuz; bir Cumhuriyetin bir Milli Eğitim ordusu bu kadar perişan bırakılıyor. İnsanların eğitimine bu kadar boş veriliyorsa o ülke hiç kalkınır mı? O ülkede demokrasiden ve eşitlikten söz etmek abes olmaz mı?

Haziran 1975’de eşim üzerine Gaziantep’te bir tuhafiye dükkanı açıp, eş durumundan tayinimi Gaziantep’e istedim ve tayinim Gaziantep’e yapıldı, Türktepe İlkokulu’nda göreve başladım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s