Adama Güvenmek

Bir sınav hakkım kaldığı halde beş dersim vardı. Güya fizik dersini garantiye almak istiyordum. Halbuki, ne kopya çekme ve ne de torpil yapmayı hiç sevmem. Fakat bu beş dersi birden veremem korkusuyla fizik öğretmeninin samimi bir arkadaşına durumu anlattım ve yardım istedim. O adam da “Olur, ben bu işi hallederim” dedi. Bir gün sonra gidip durumu sordum: “Evet ben durumu anlattım, biraz çalışsın dedi ve gereken yardımı yapacak.” Bu habere sevinerek “Çok teşekkür ederim” deyip ayrıldım. Kendi kendime, artık fizik sağlam, fizikten 4-5 sağlam yapsam beş ederler diye düşünüyordum. Bütün buna karşılık diğer dört dersi verip, fizikten de dört alarak kaldım.

Bu konu her aklıma geldiğinde, derim ki: Kendinden başka kimseye güvenmeyeceksin. Hani boşa dememişler: “El eliyle yalan tutulur.” O halde mümkün olduğu kadar, kendi işini kendin sağlama bağlayacaksın. Ancak böyle insan emin olabiliyor.

Her ne ise, eve gelir gelmez fizik ders kitabını ve yardımcı kitabını alarak, büyük bir hırsla çalışmaya başladım. Artık büyük korkum geçmişti. Bu defa tüm amacım çalışarak fizikten on almaktı. Ona göre çalışmaya başladım ve yeniden fizik kitabımı baştan sona kadar özümleye özümleye okudum.

Nihayet geldi heyecanlı sınav günü! Sınava girdim, ilk olarak tek bir dersten sınava giriyorum. Çok iyi de hazırlandım, yani kitabın neresinden soru çıkarsa yapacağıma eminim.

Sınav kağıtlarını dağıttılar. Ben kağıdımı alıp okudum, hem heyecanlı hem de sevinçliyim. Çünkü bu son dersimdir ve bu dersi de verirsem öğretmen oluyorum yani. Bütün okulları okul dışından bitirip öğretmen olacağım. Daha doğrusu öğretmensiz öğretmen oluyorum. Dahası var: O da YETİŞKİN EĞİTİMİ ÖRNEĞİ VERMİŞ OLMAKTAN KIVANÇ DUYUYORUM…

Kendi kendime şöyle düşünüyorum: Her okula gitme fırsat ve olanağını bulamayan insan, kadın olsun veya erke olsun; böyle okul dışında çalışıp, okuyup kendilerini yetiştirsinler, ne Türkiye’mizde ne de dünyada cahil insan, yani okumamış insan kalmayacaktır…

Fizikten on soru sorulmuştu. Onunu da yapıp çıktım. Şaphe ettiğim bir soru vardı, eve gider gitmez hemen kitaba baktım ki, o da doğru imiş. Demek fizikte sağlam on’luk yapmıştım.

Hele bekleyelim, belki bu son derste fire çıkarmazlar, benim de fizikten bir on’luğum olur diyorum.

Nihayet sınav sonuçlarının açıklanacağı gün geldi. Öğretmen okuluna gittim ki, kendi öğrencilerinin sınav sonuç listesini asmışlar, okul dışından girenlerin listesi yok. Bir an canım sıkldı, İdareye gittim. Müdür yardımcısı oturuyordu.
– Efendim, okul dışından sınava girenlerin sonuçları belli olmadı mı?
Şöyle yarı tanır gibi yüzüme baktı, gülümseyerek:
– İbrahim Özdemir değil misin?
– Evet, n’olmuş? Yani ben fizikten geçmemiş miyim?
– Numaran? deyip listeleri karıştırdı: Geçmişsin.
– Kaç almışım?
Bir daha gülerek:
– Sekiz almışsın sen.
Çehrem sertleşerek: “Neden sekiz? Ben on yaptım.”
– Yahu İbrahim, boş versene o davaları, sen geçmişsin ya, bizim öğrenciler hepten dökülüyorlar; kimi iki, kimi üç almış, sen geçmişken itiraz ediyorsun…
– Sayın öğretmenim, iyi konuşuyorsun ama, ben on’luk yaptım.
– İbrahim, sen o davaları sırak da şimdi sen öğretmen oldun, yani mezun oldun artık. Biz, senin tayinin için Ankara’ya yazacağız.

Bana bir matbu dilekçe kağıdı verdi ve üç ili işaretleyeceğimi söyledi. Kağıdı alıp Ankara, G.Antep ve K.Maraş illerini yazdım. Tahminen tayinimin ne zaman yani kaç ayda çıkacağını sordum. Şöyle cevap verdi:
– Evvela öğrenci olarak öğretmen olanların tayini yapılacak, ondan sonra size sıra gelecek.
– Evet öğretmenim, demek tayin işi de not meselesi gibidir: “Yedi’lik yapmadan beş alamazsın.”
– Doğrusu hemen hemen aynıdır: Evet, okul mezunlarının tayinleri yapılacak. Ondan sonra okul dışı mezunların tayinleri, kalan boş yerlere yapılacaktır.
– Peki öğretmenim, öyle olsun.
– Bir de ikametgah adresini bize bırak ki, tayin emrin gelirse sana haber verilsin.
– Olur efendim, deyip ikametgah adresimi yazıp bıraktım.
– Seni tebrik ederim İbrahim, bu büyük bir başarıdır…
– Teşekkür ederim, Allah’a ısmarladık, deyip çıktım okuldan.

Doğru eve geldim, eşime mezun olduğumu söyledim. Eşim, biraz kızarıp bozardı:
– Yani öğretmen oldun, dükkanı bırakacaksın?
– Tabii, tayinim çıkarsa gidip öğretmenlik yapacağım.
– Ya dükkanı ne yapacaksın?
– Dükkanı birisine devrederim.
– Nasıl olur bu iş?
– Hele merak etme, kimbilir tayinimiz çıkar mı çıkmaz mı…

Bu defa da hanımı ikna etmeye çalıştım, yani çalışıyordum. Çünkü hanım da dükkan geliri ile öğretmen aylığını karşılaştırıyor ve bir de çekeceğimz rezilliği seziyordu. Bense bunun hepsini çoktan göze almıştım. Yani ille de bu hizmeti vermem lazımdı. Kararımı hiç kimse bozamazdı, fakat önemli olan aile içerisinde bir tatsızlık çıkmasın önlemek gerekiyordu. Bunun için de eşimi ikna etmek gerektiği gibi, biraz da sabırlı olmak gerekiyordu.

Üç ili işaretlemiştim: Ankara, G.Antep ve K.Maraş. Ama amacım Ankara’nın çevresinde öğretmenlik yapmak ve okul dışından Hukuk Fakültesini bitirmekti. Ancak bunu bunu başarmakla tam bir yetişkin eğitimi örneğini vermiş olacaktım.

Ben bütün bunları düşünüp planlarken bir gün aniden bir mektup geldi. Açık okudum ki benim tayin emrim. Mektubu getirip eve sürpriz yapmak istedim. Fakat kağıdı eve getirip okuyunca, hanıma acı bir sürpriz oldu…

– Nereye çıkmış tayinin?
– Ankara’nın Beypazarı ilçesine.
– Beypazarı mı?
– Evet.
– Ben çocuklarımı alıp gitmem, sen tek başına git orada öğretmenlik yap…
– Hele birşey yaparız, sen merak etme, deyip hanımı yatıştırdım.

Eşim ev hanımı ve o tarihte dört çocuğumuz var; Atilla, Türkan, Nuran ve Alpaslan. Fakat öğretmenlik yapma iedalimi hiçbir etki durduramayacaktı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s