Başlangıç

Okumayı öğrenmek için uğraşılarım ve çabalarım hep boşa gidiyordu. Köyde okur yazar kimse yoktu. Ben derdimi kimseye anlatamıyordum. Ancak bazı resimler, şekiller ve çizgilerle uğraşıyordum. Herhalde bazen çizgi çalışmalarına dalarak kuzuları ihmal etmiş olmalıyım ki, babam kalem ve kağıtlarıma düşman gözüyle bakıyordu.

Birgün yolun kenarında kuzu güderken baktım ki, bir yolcu geçiyor. Koşa koşa giderek önünü kestim:

– Bak abi, sen okuma yazma bilir misin?
– Evet bilirim, ne var?
– Bir dakika, sana birşey soracağım.
– Sor bakalım.
– Yazı yazma ve okuma nasıl öğrenilir?
– Yazı mı? Okumak mı istiyorsun?
– Evet.
– Kalemin, defterin var mı?
– Evet var.
– O halde gel bakalım, dinle beni. Bütün yazılar, kitaplar, okumalar hepsi 29 harfle yazılır. Atılarak sözünü kestim:
– 29 harf mi? Ne var 29 harfte, ben 29 harfi bir günde öğrenirim.
– Öyleyse ver bakalım kalem ve defteri.
– Al bakalım.
– Sen bu harflerin adını biliyor musun?
– Evet, adlarını bilirim.
– Söyle bakalım.

Ben harflerin adını ezbere saydım. Bana bakarak:

– Oooo, sen okumayı öğrenmişsin.

Sanki ben kuyunun dibinden çıktım. Kalemi kağıdı elimden alarak küçük temel harfleri yazdı. Bir defa da bana okutturdu.

– Sen bu harflerin karşısına yaza yaza öğren. Bütün okuma bu harflerle olur diyerek kağıdı kalemi bana verip gitti.

Bu küçük temel harfleri a’dan z’ye kadar birkaç defa okudum. Harflerin okunmasını iyice öğrendikten sonra baka baka yazmaya başladım. Bu yazma işini birkaç defa tekrarladım. Ondan sonra da hiç bakmadan yazmaya başladım. Her yazdığımda tek tek sayıyordum. Bakalım arada unuttuklarım oluyor mu, yoksa tam 29 harfi yazmış mıyım?

Akşam eve döndüm, neşeme diyecek yoktu. Çünkü okumanın anahtarı olan temel harfleri kavramaya çalışıyordum. Akşam yemeğini yarım yamalak yedim. Hemen idare (gaz yağıyla yanan çıra) alıp önünde yazı yazmaya başladım. Fakat bu defa da ışık kavgası başladı. Ailece bana bağırmaya başladılar.

– Sen ışığı önüne alıp yazı yazarsan bizler karanlıkta kalırız.

Biraz atışmaya başladık, ama babam benden yana konuşunca ben başarıyı kazandım. İdareyi alarak yazı yazmaya başladım. Evvela oturarak yazdım. Belim ağrımaya başlayınca da yüz üstü yatarak yazmaya başladım. Artık ne kadar çalıştığımı bilmiyorum, gözlerim kamaşmaya başladı. Birden başımı kaldırdım ki etrafımda kimse kalmamış. Gözlerimi oğuşturdum. Bir daha yazmaya başladım. Birden babam uyandı, bağırarak:

– İbrahim daha uyumadın mı? Kalk yat. Hem gözlerine yazık, hem de zaten gaz bulunmuyor..

Baktım olacak gibi değil, kalem ve defterlerimi toplayarak istemeye istemeye yattım. Uyuyuncaya kadar birkaç defa daha tekrarlayarak zihnimden geçirdim.

Sabahleyin, hevesle erken uyandım. Kuzularımı bıraktım dağa. Kalemi ve kağıdı çıkararak küçük temel harfleri okumaya başladım. Çalıştıklarımı denetlemek için mutlaka okuryazar olan birine ihtiyacım vardı. Böylesine birine rastlamak ise bir mucize oluyordu. Okur yazar olan birini bulmak için ya bir yol kenarında durmak veya okur-yazar bir çiftçinin yanına gitmek lazım geliyordu. Tabii çiftçilerin hepsi okur-yazar değildi. Tek tük okuma yazması olan bulunuyordu. Onlar da askerde öğrenenlerdi.

Kuzuları kovalaya kovalaya bir çiftçinin yanına gittim.

– Kolay gelsin çiftçi abi.
– Hoş geldin küçük. O ne birşey mi istiyorsun? Bakıyorum taa uzaklardan kuzuları kovalayıp geldin!
– Yok birşey istemiyorum da, şey.. şey… Sen okuma yazma biliyor musun?
– Niçin sordun, ne yapacaksın?
– Abi be, şu yazdıklarıma bak diyecektim de…
– Ne yazısı hele getir bakalım.
– Al bakalım. Bunları ben yazdım ama, doğru mu değil mi bilmiyorum.

Çiftçi, aldı bir yazdığım kağıda baktı, bir bana baktı.

– Bunları kim sana yazdı?
– Bir yolcu bana yazdı, ben de baka baka yazdım. Bunları da hiç bakmadan yazdım ve okuyorum. Bilmem ki eksikleri var mı yok mu?
– Oku bakalım doğru okuyacak mısın?
– Ver bakalım, a b c ç d ……….. z.
– Aferin, bir yıl okuyanlar senin kadar güzel yazıp doğru okuyamazlar. Sen zeki bir çocuğa benziyorsun..

Ben bu sözleri duyuyorum, fakat kulaklarıma inanamıyorum. Biraz olsun kendime güven duymaya başladım, azmim bilendi.

– Abi okumayı siz nasıl öğrendiniz?
– Ben mi? Ben küçükken başka köye gittim. İki sene kadar okudum. Biraz da askerken çalışarak okumamı geliştirdim. Askerde ben onbaşı oldum. Fakat sen çok güzel yazmışsın.
– Bak abi, eğer inanmıyorsan bir de senin yanında hiç bakmadan yazayım. Yazdıklarımı cebime koydum. Kalemimi kağıdımı çıkararak hiç bakmadan 29 harfi yazdım. Yazdıktan sonra da a’dan z’ye kadar okudum. Sırtıma el vurarak:

– Aferin, sen okumayı yazmayı öğrenmişsin. Harfleri gayet güzel yazıyorsun. Böyle çalışırsan yakında mektupları bile yazarsın.
– Keşke, bir o günü görsem. Kağıt üzerinde konuşmak ne değerli şeydir.
– Sende bu merak olduktan sonra yapamayacağın bir şey yoktur. Haydi bakalım, sıcak başladı, sen kuzularını al götür. Ben de çiftimi süreyim.

Ben kuzularımı toplayarak evin yolunu tuttum. Sanki büyük bir zafer kazanmıştım. Sevincimden uçuyordum. Kuzularımı alıp eve götürdüm ama vazifem biraz aksamıştı. Babam:

– İbrahim, kuzuların rengi bugün iyi değil. Oğlum sen bugün kuzuları yatırmışsın.
– Yok baba yok yayılmadılar, dedim ama babamın bu durumu farkettiğine de üzüldüm.

Bu şekilde çalışıyordum ama, pek fazla bir ilerleme kaydedemediğim için çok üzülüyordum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s